Siber Suçlar İfadeye Çağırdı: Nedenleri, Süreci ve Savunma Hakları
Giriş
Emniyet Genel Müdürlüğü’ne bağlı Siber Suçlarla Mücadele birimlerinden bir çağrı kağıdı almak, çoğu kişi için ilk anda ne anlama geldiği belirsiz, kaygı uyandıran bir deneyimdir. Bu belirsizliğin temel nedeni, “siber suç” kavramının günlük dilde sanıldığından çok daha geniş bir alanı kapsamasıdır. Türk Ceza Kanunu’nda doğrudan “bilişim suçu” başlığı altında düzenlenmiş yalnızca dört madde bulunmaktadır; buna karşılık bir bilgisayarın, akıllı telefonun, sosyal medya hesabının veya banka uygulamasının işin herhangi bir aşamasında araç olarak kullanıldığı hemen her suç tipi, soruşturma yetkisi bakımından siber suçlarla mücadele birimlerinin ilgi alanına girebilmektedir. Bu nedenle “siber suçlar beni neden ifadeye çağırdı” sorusunun tek bir cevabı yoktur; olası cevap dolandırıcılıktan tehdide, kişisel verilerin ele geçirilmesinden yasadışı bahse kadar geniş bir yelpazeye yayılabilmektedir.
Bu makale, önce Siber Suçlarla Mücadele biriminin kurumsal görev alanını, ardından bu birimin soruşturduğu suç tiplerini -hem TCK’da doğrudan düzenlenen dar anlamdaki bilişim suçlarını hem de bilişim sisteminin yalnızca araç olarak kullanıldığı geniş suç grubunu- ele almaktadır. Devamında, bir kişinin ifadeye nasıl çağrıldığı, çağrıya uyulmamasının sonuçları, ifade sırasında sahip olunan yasal haklar, dijital delillerin toplanma biçimi ve sürecin gidebileceği yönler, yürürlükteki mevzuat hükümlerine dayanılarak açıklanmaktadır.
Bu ayrımın önemi, uygulamada karşılaşılan somut örneklerle daha da netleşmektedir. Bir kişi, üç yıl önce sattığı ikinci el bir telefonun yeni sahibi tarafından dolandırıcılıkta kullanılması nedeniyle tanık sıfatıyla çağrılabileceği gibi; bir arkadaşının hesabından habersizce gönderilen bir mesaj nedeniyle şüpheli sıfatıyla, bir iş ortağıyla yaşadığı ticari bir anlaşmazlık nedeniyle dolandırıcılık isnadıyla ya da yalnızca bir sosyal medya paylaşımını beğenmiş veya yorumlamış olması nedeniyle bir soruşturmanın kenar bilgisi olarak dosyaya girebilmektedir.
Bu çeşitlilik, “siber suçlar” ifadesinin tek bir somut suçu değil, soruşturma yetkisi bakımından ortak bir teknik altyapıyı (dijital iz sürme, IP tespiti, hesap kayıtlarının incelenmesi) paylaşan çok sayıda farklı suç tipini kapsayan şemsiye bir kavram olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla bir çağrı kağıdı karşısında doğru tutum, önce hangi somut fiilin ve hangi kanun maddesinin isnat konusu olduğunu netleştirmek, ardından bu spesifik isnada göre bir savunma stratejisi belirlemektir.
Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığının Yapısı ve Görev Alanı
Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesindeki bu birim, 2011 yılında Bakanlar Kurulu Kararı ile önce “Bilişim Suçlarıyla Mücadele Daire Başkanlığı” adıyla kurulmuş, 28.02.2013 tarihli Bakanlık Oluru ile “Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı” adını almıştır. Kuruluş amacı, bilişim teknolojileri kullanılarak işlenen suçların soruşturulması ve dijital delillerin incelenmesi konusunda daha önce iller arasında dağınık biçimde yürütülen çalışmaları tek bir çatı altında toplamak, mükerrer yatırımların önüne geçmek ve siber suçlarla mücadelede etkinlik sağlamaktır. Birim, günümüzde 81 ilde teşkilatlanmış durumda faaliyet göstermekte olup, illerde bu görevi “Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü” veya daha küçük illerde “Büro Amirliği” adı altındaki birimler yürütmektedir.
Başkanlığın kendi yetkilileri tarafından kamuoyuna yapılan açıklamalar, soruşturma faaliyetinin beş ana başlık altında yürütüldüğünü ortaya koymaktadır: dolandırıcılık, yasadışı bahis, çocuk müstehcenliği, suç geliriyle mücadele ve dar anlamda bilişim suçları. Bu beş başlığın her biri, kendi içinde TCK’nın farklı maddelerine dayanan ayrı bir suç tipini temsil etmektedir; “suç geliriyle mücadele” başlığı, önceki yazılarımızda ayrıntılı olarak ele aldığımız TCK m.282’de düzenlenen suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçuyla ve bu suçun P2P kripto varlık alım satımı üzerinden işlenmesi ihtimaliyle doğrudan bağlantılıdır.
Başkanlık ayrıca, kamu düzenini ilgilendiren terör propagandası, sosyal medya üzerinden işlenen hakaret ve tahrik suçları ile sporda şiddeti teşvik eden paylaşımlar gibi konularda da açık kaynak taraması yapmakta; yapay zekâ destekli sistemlerle internet ortamını 7/24 esasına göre izleyerek, tespit ettiği suç unsurlarını ilgisine göre savcılıklarla, terörle mücadele, asayiş, narkotik, çocuk şube ve kaçakçılık ve organize suçlarla mücadele birimleriyle koordineli biçimde değerlendirmektedir.

Suç Çeşitliliği
Bu geniş görev tanımının pratik sonucu şudur: bir kişinin “siber suçlar” tarafından ifadeye çağrılması, o kişinin mutlaka bir bilgisayar korsanlığı veya “hackerlık” faaliyetiyle ilişkilendirildiği anlamına gelmez. Çağrının dayanağı, bir sosyal medya paylaşımı, bir WhatsApp yazışması, bir P2P kripto işlemi, bir online alışveriş anlaşmazlığı veya bir yasadışı bahis sitesine yapılan üyelik kadar sıradan görünen bir işlem olabilir. Bu nedenle çağrı kağıdının veya ifade davetinin içeriğinin dikkatle okunması, hangi sıfatla (şüpheli, mağdur veya tanık) ve hangi suç isnadıyla çağrıldığının netleştirilmesi, sürecin ilk ve en önemli adımıdır.
Hiyerarşik Yapı ve Soruşturma Usulleri
İl teşkilatlanması bakımından, büyükşehirlerde bu görev bağımsız bir Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından yürütülürken, daha küçük illerde Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü bünyesindeki bir büro amirliği bu işlevi üstlenmektedir.
Soruşturmanın idari kolluk aşamasında hangi ilin veya hangi büronun dosyaya el koyduğu, çoğu zaman suça konu banka hesabının açıldığı yer, mağdurun ikametgâhı veya IP adresinin coğrafi olarak eşleştiği yer gibi kriterlere göre belirlenmekte; aynı olayla ilgili birden fazla ilde ayrı ayrı şikâyet veya ihbar yapılmışsa, dosyaların tek bir yer Cumhuriyet başsavcılığında birleştirilmesi yoluna gidilebilmektedir.
Bu nedenle bazı durumlarda kişi, kendi ikamet ettiği ilden değil, hiç bulunmadığı başka bir ildeki bir birimden ifade çağrısı alabilmekte; bu durum, yetki tartışmasının kendisi bir hukuki sorun teşkil etmemekle birlikte, kişinin çağrıya nasıl icabet edeceği (bizzat gitme, yerel bir kolluk biriminde talimatla ifade verme gibi) bakımından pratik bir mesele doğurabilmektedir.
TCK’nın Onuncu Bölümünde Düzenlenen Dört Bilişim Suçu
Türk Ceza Kanunu’nun “Bilişim Alanında Suçlar” başlıklı Onuncu Bölümü, yalnızca dört maddeden oluşmaktadır ve dar anlamda “bilişim suçu” tabiri, uygulamada bu dört maddeyi ifade etmek için kullanılmaktadır.
Bilişim Sistemine Girme
Bunlardan ilki, TCK m.243’te düzenlenen bilişim sistemine girme suçudur. Madde metni, bir bilişim sisteminin bütününe veya bir kısmına hukuka aykırı olarak giren veya orada kalmaya devam eden kimsenin bir yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılacağını öngörmektedir. Fiilin bedeli karşılığı yararlanılabilen sistemler (örneğin ücretli bir üyelik sistemi) hakkında işlenmesi hâlinde ceza yarı oranına kadar indirilebilmekte; buna karşılık bu fiil nedeniyle sistemin içerdiği veriler yok olur veya değişirse, ceza altı aydan iki yıla kadar hapis cezasına çıkmaktadır. Maddenin dördüncü fıkrası, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ile eklenmiş olup, bir bilişim sistemi içinde veya sistemler arasında gerçekleşen veri nakillerini sisteme girmeksizin teknik araçlarla hukuka aykırı olarak izleyen kişiyi bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırmaktadır; bu fıkra, örneğin bir ağ trafiğini yetkisiz biçimde dinleyen (sniffing) fiilleri kapsama almaktadır.
(Bilişim) Sistemi Engelleme, Bozma
İkinci madde, TCK m.244’te düzenlenen sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme suçudur. Bir bilişim sisteminin işleyişini engelleyen veya bozan kişi bir yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla; bir bilişim sistemindeki verileri bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan, sisteme veri yerleştiren veya var olan verileri başka bir yere gönderen kişi ise altı aydan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmaktadır. Bu fiillerin bir banka veya kredi kurumuna ya da bir kamu kurum veya kuruluşuna ait bilişim sistemi üzerinde işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılmaktadır. Maddenin dördüncü fıkrası ayrıca, yukarıdaki fiillerin işlenmesi suretiyle kişinin kendisinin veya başkasının yararına haksız bir çıkar sağlamasının başka bir suç oluşturmaması hâlinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası öngörmektedir; bu fıkra, örneğin bir sisteme müdahale ederek doğrudan mağdurla muhatap olmaksızın haksız kazanç sağlanan, klasik dolandırıcılığın unsurlarını taşımayan fiiller için uygulama alanı bulmaktadır.
Banka ve Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması
Üçüncü madde, TCK m.245’te düzenlenen banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçudur. Bu suç, başkasına ait bir banka veya kredi kartının, kart sahibinin rızası olmaksızın kullanılması veya kullandırılması suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlanmasını cezalandırmakta olup, uygulamada üç yıldan altı yıla kadar hapis ve adli para cezasını gerektiren ağır bir suç tipi olarak değerlendirilmektedir. Başkasına ait kredi kartı veya banka kartı bilgilerinin internet üzerinden bir alışverişte kullanılması, TCK m.244’teki genel bilişim suçlarını değil, doğrudan bu maddeyi ilgilendirmektedir; buna karşılık kart bilgilerinin sahte bir dekont, çek veya hesap cüzdanı gibi araçlarla ve mağdurla yüz yüze veya yazışma yoluyla temas kurularak ele geçirilmesi hâlinde, aşağıda ele alınan TCK m.158/1-f’deki nitelikli dolandırıcılık suçu gündeme gelmektedir.
Yasak Cihaz ve Program Kullanma
Dördüncü ve son madde, TCK m.245/A’da düzenlenen yasak cihaz veya program suçudur. Bu maddeye göre, bir cihazın, bilgisayar programının, şifrenin veya sair güvenlik kodunun, münhasıran Onuncu Bölümde yer alan bilişim suçları ile bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle işlenebilen diğer suçların işlenmesi için yapılması veya oluşturulması durumunda, bunları imal eden, ithal eden, sevk eden, nakleden, depolayan, kabul eden, satan, satışa arz eden, satın alan, başkalarına veren veya bulunduran kişi cezalandırılmaktadır. Bu madde, kötü amaçlı yazılım (malware), oltalama (phishing) sayfası oluşturma araçları veya kart kopyalama cihazı gibi “suç işleme aracı” niteliğindeki teknik araçların üretim ve dağıtım zincirini hedef almakta olup, maddenin kendi metninde açıkça “bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle işlenebilen diğer suçlar” ifadesine yer verilmesi, kanun koyucunun da dar anlamdaki bilişim suçları ile geniş anlamdaki “bilişim yoluyla işlenen suçlar” ayrımını kabul ettiğini göstermektedir.

Bilişim Sisteminin Araç Olarak Kullanıldığı Malvarlığına Karşı Suçlar
Siber Suçlarla Mücadele biriminin en yoğun çalıştığı alan, yukarıda değinilen dar anlamdaki dört madde değil, bilişim sisteminin yalnızca bir araç olarak kullanıldığı malvarlığına karşı suçlardır. Bu grubun başında TCK m.158’in birinci fıkrasının (f) bendinde düzenlenen, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenen nitelikli dolandırıcılık gelmektedir. Kanun koyucu bu nitelikli hâl için hapis cezasının alt sınırının dört yıldan az olamayacağını ve adli para cezasının suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamayacağını öngörmüş; üst sınırı on yıla kadar hapis cezası olarak belirlemiştir.
Kripto Dolandırıcılığı
Sahte bir yatırım sitesi üzerinden para toplama, oltalama yöntemiyle banka bilgilerini ele geçirip hesaptan para çekme, sahte bir e-ticaret ilanıyla ödeme alıp malı hiç göndermeme gibi fiiller, uygulamada bu madde kapsamında değerlendirilmektedir. Kripto varlık piyasasında sıkça karşılaşılan P2P (eşler arası) işlemler üzerinden yürütülen dolandırıcılık zincirleri de, hem bu madde hem de aşağıda değinilen aklama suçu bakımından Siber Suçlarla Mücadele biriminin inceleme alanına girmektedir; bu konudaki ayrıntılı hukuki çerçeveye, sitemizde yer alan P2P kripto ticaretine ilişkin yazılarımızdan ulaşılabilir.
Bilişim Sistemleri Kullanarak Hırsızlık
İkinci önemli suç tipi, TCK m.142’nin ikinci fıkrasının (e) bendinde düzenlenen, bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle işlenen nitelikli hırsızlıktır. Bu suç, beş yıldan on yıla kadar hapis cezasını gerektirmekte olup, dolandırıcılıktan farkı, mağdurun aldatılmasına dayanmaksızın, failin bir bilişim sistemini araç olarak kullanarak mağdurun rızası dışında bir mal varlığı değerini ele geçirmesidir; örneğin bir banka hesabına yetkisiz erişim sağlanarak doğrudan para transferi yapılması bu kapsamda değerlendirilebilmektedir.
Kara Para Aklama
Üçüncü olarak, yukarıda değinilen TCK m.282’de düzenlenen suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçu da, özellikle failin bir dolandırıcılık veya başka bir öncül suçtan elde ettiği parayı kripto varlığa çevirerek veya farklı hesaplar arasında dolaştırarak kaynağını gizlemeye çalıştığı senaryolarda, Siber Suçlarla Mücadele biriminin soruşturma kapsamına girmektedir; bu suçun P2P kripto satışları bağlamındaki özel görünümü, sitemizdeki ilgili başlıklı yazılarımızda ayrıca incelenmiştir.
Bu üç suç tipinin ortak özelliği, failin değil, çoğu zaman zincirin farklı noktalarında yer alan ve birbirini tanımayan birden fazla kişinin aynı soruşturma dosyasında yer alabilmesidir. Örneğin bir oltalama saldırısıyla ele geçirilen paranın, önce bir “para transfer aracısı” (money mule) hesabına, oradan bir kripto varlık alım satımına, son olarak da yurt dışındaki bir cüzdana aktarıldığı bir zincirde, zincirin her noktasındaki kişi hakkında ayrı ayrı ifade işlemi başlatılabilmekte; bu kişilerden bazılarının gerçekten suça bilerek katıldığı, bazılarının ise farkında olmadan bir aracı konumunda kaldığı, soruşturmanın ilerleyen aşamalarında ortaya çıkabilmektedir.
Güveni Kötüye Kullanma
Bu grupla bağlantılı bir diğer suç tipi, TCK m.155’te düzenlenen güveni kötüye kullanmadır. Başkasına ait olup da muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyetliği kendisine devredilmiş olan mal varlığı değerini, kendisinin veya başkasının yararına olarak zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunan veya devir olgusunu inkâr eden kişi bu suçtan sorumlu tutulmaktadır. Bir e-ticaret platformunda satıcı adına tahsilat yapan aracı bir hesabın, tahsil edilen parayı satıcıya aktarmaksızın kendi kullanımına ayırması gibi senaryolar, uygulamada bu madde kapsamında değerlendirilebilmektedir. Kanun koyucu bu suç için temel hâlde altı aydan iki yıla kadar hapis ve adli para cezası öngörmüş; suçun, meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da vekâlet, vasilik gibi bir hukuki ilişkinin sağladığı güvenin kötüye kullanılması suretiyle işlenmesi hâlinde ise cezanın bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve adli para cezasına çıkacağını düzenlemiştir.
Mağdur Sıfatıyla Çağrılma ve Şikâyet Süreci
Buraya kadar ele alınan hususlar büyük ölçüde şüpheli sıfatıyla çağrılan kişinin konumuna odaklanmış olsa da, siber suç dosyalarının önemli bir kısmı, bizzat mağdurun başvurusuyla başlamaktadır. Bir kişinin sosyal medya hesabının ele geçirilmesi, bir dolandırıcılık sonucu banka hesabından para çekilmesi veya özel görüntülerinin rızası dışında paylaşılması gibi durumlarda, mağdur CMK’nın şikâyete ilişkin genel hükümleri çerçevesinde ya doğrudan Cumhuriyet başsavcılığına ya da en yakın kolluk birimine başvurarak şikâyette bulunabilmektedir. Mağdur sıfatıyla yapılan bu başvuruda, elde mevcut tüm dijital delillerin -ekran görüntüleri, mesaj kayıtları, işlem dekontları, e-posta yazışmaları- değiştirilmeden ve mümkünse orijinal formatında (yalnızca kırpılmış görsel değil, tam sohbet dökümü gibi) sunulması, soruşturmanın hızlı ve isabetli ilerlemesi bakımından büyük önem taşımaktadır.
Davaya Katılma
Mağdur sıfatıyla sürece dahil olan kişi, aynı zamanda CMK m.178 çerçevesinde davaya katılma (müdahillik) talebinde bulunarak, iddianamenin kabulünden sonra kovuşturma evresinde de dosyanın aktif bir tarafı olabilmektedir. Bu sıfat, mağdura duruşmalara katılma, delil sunma ve kanun yollarına başvurma imkânı tanımaktadır. Bununla birlikte, TCK m.158’de düzenlenen nitelikli dolandırıcılık ile TCK m.282’de düzenlenen aklama gibi suçlar şikâyete bağlı suçlar değildir; bu suçlar bakımından mağdurun şikâyetinden vazgeçmesi, savcılığın resen yürüttüğü soruşturmayı kendiliğinden sona erdirmemektedir. Buna karşılık TCK m.106’nın malvarlığına yönelik tehdit hâli veya TCK m.125’teki hakaret suçu gibi bazı suçlar şikâyete bağlı olduğundan, bu suçlarda mağdurun şikâyetini geri alması, kanunda öngörülen süre ve şartlar dahilinde davanın düşmesi sonucunu doğurabilmektedir.

Kişilere Karşı İşlenen ve Sıklıkla Dijital Ortamda Karşılaşılan Suçlar
Siber Suçlarla Mücadele biriminin ilgi alanına giren ikinci büyük grup, malvarlığına değil, doğrudan kişilik haklarına yönelik suçlardır. Bu grubun en sık karşılaşılan örneği, TCK m.106’da düzenlenen tehdit suçudur; bir başkasını kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişi altı aydan iki yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmakta, bu suçun kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırının dokuz aydan az olamayacağı 7406 sayılı Kanun’la eklenen hükümle özel olarak düzenlenmiştir; malvarlığına büyük bir zarar verileceğinden veya sair bir kötülük yapılacağından bahisle yapılan tehdit ise şikâyete bağlı olup altı aya kadar hapis veya adli para cezasını gerektirmektedir. Sosyal medya mesajları, WhatsApp yazışmaları veya oyun içi sohbet uygulamaları üzerinden gönderilen tehdit içerikli mesajlar, bu maddenin uygulama alanına doğrudan girmektedir.
Şantaj Suçu
Tehditle yakından bağlantılı bir diğer suç, TCK m.107’de düzenlenen şantajdır. Bir kimseyi kendisine veya başkasına yarar sağlamak amacıyla bir şeyi yapmaya veya yapmamaya zorlayan kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmaktadır. Dijital ortamda en sık görülen şantaj senaryosu, bir kişinin özel görüntülerinin veya yazışmalarının ifşa edileceği tehdidiyle para veya başka bir menfaat talep edilmesidir; failin yarar sağlama amacı taşıması şart olmakla birlikte, yararın fiilen elde edilmiş olması aranmamakta, tehdidin mağdura ulaşmasıyla suç tamamlanmış sayılmaktadır. Aynı fiil çoğu zaman TCK m.134’te düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçuyla da birlikte değerlendirilmekte; bu suç, kişilerin özel hayatının görüntü veya seslerinin rızaları dışında kaydedilmesini ve ifşa edilmesini cezalandırmaktadır.
Kişisel Veriyi Hukuka Aykırı Kaydetme, Yayma Halleri
Kişisel verilerin korunmasına ilişkin suçlar da bu grubun önemli bir parçasını oluşturmaktadır. TCK m.135, kişisel verileri hukuka uygun olmayan bir şekilde kaydeden kişiyi cezalandırırken, TCK m.136 bir adım öteye geçerek, kişisel verileri hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişiyi iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırmaktadır; bu suçun konusunun Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 236. maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları uyarınca kayda alınan beyan ve görüntüler olması hâlinde, verilecek ceza bir kat artırılmaktadır. TCK m.137, bu suçların kamu görevlisi tarafından görevin sağladığı yetki kötüye kullanılarak veya belirli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanılarak işlenmesi hâlinde, cezanın yarı oranında artırılacağını öngörmektedir; örneğin bir banka veya kargo şirketi çalışanının erişebildiği müşteri verilerini yetkisiz biçimde paylaşması bu ağırlaştırıcı hâlin tipik örneğidir. Bir başkasına ait ekran görüntüsünü, kimlik bilgisini, adres veya telefon numarasını üçüncü kişilerle rızası dışında paylaşmak, uygulamada sıkça bu madde kapsamında değerlendirilen bir fiildir.
Hakaret, Tehdit, Israrlı Takip, İftira Suçları
Kişilik haklarına yönelik son önemli suç grubu, TCK m.125’te düzenlenen hakaret ile TCK m.267’de düzenlenen iftiradır. Hakaret suçu, alenen -yani sosyal medya gibi herkesin erişimine açık bir mecrada- işlenmesi hâlinde, madde metninde öngörülen artırım hükmü çerçevesinde daha ağır bir şekilde cezalandırılmaktadır. Sosyal medya paylaşımları, yorum bölümleri, WhatsApp grup mesajları ve forum gönderileri üzerinden yapılan hakaret ve tehdit isnatları, Siber Suçlarla Mücadele biriminin veya bağlı bulunduğu asayiş birimlerinin sıkça soruşturduğu dosyalar arasındadır. TCK m.267’de düzenlenen iftira suçu ise, yetkili makamlara ihbar veya şikâyette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği hâlde hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişiyi bir yıldan dört yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırmakta; bu suç, özellikle bir siber suç şikâyetinin kötü niyetli veya asılsız olduğunun sonradan ortaya çıktığı hâllerde, ilk başvuruyu yapan kişi bakımından ayrı bir sorumluluk riski doğurabilmektedir.
Müstehcenlik Suçu
Bu bağlamda ayrıca TCK m.226’da düzenlenen müstehcenlik suçu da anılmalıdır; yetişkinler arasında rızaya dayalı olarak üretilse dahi bu tür görüntülerin üçüncü kişilerle rızaları dışında paylaşılması veya yayılması ayrı bir suç oluşturmakta, içeriğin küçüklere ilişkin olması hâlinde ise kanun çok daha ağır bir ceza rejimi öngörmektedir. Maddenin farklı fıkraları, müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünlerin bir çocuğa ulaşmasını sağlama, bu tür ürünlerin içeriğini görsel, işitsel veya yazılı olarak biçimde yayma ve bu ürünlerin üretim sürecinde çocukların kullanılması gibi farklı fiil tiplerini ayrı ayrı düzenlemekte olup, çocuklara ilişkin nitelikli hâllerde öngörülen ceza aralığı, yetişkinler arasındaki paylaşımlara kıyasla kıyaslanamayacak ölçüde ağırdır. Siber devriye faaliyetlerinin öncelik verdiği alanlardan birinin çocuklara yönelik istismar içerikleri olduğu, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün kendi açıklamalarında da özellikle vurgulanmaktadır.
Özel Kanunlar Kapsamındaki Siber Suçlar
Bahis ve Spor Suçları
Siber Suçlarla Mücadele biriminin resmi açıklamalarında beş ana başlıktan biri olarak sayılan yasadışı bahis, Türk Ceza Kanunu dışında özel bir kanunla, 7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun ile düzenlenmektedir. Bu Kanun, spor müsabakalarına dayalı sabit ihtimalli veya müşterek bahis oyunlarını Türkiye’de yalnızca yetkilendirilmiş kuruluşlar aracılığıyla sunulabilir hâle getirmekte; yurt dışı kaynaklı ve Türkiye’de lisansı bulunmayan bahis sitelerine erişim sağlanmasına aracılık edilmesi, bu sitelerin reklamının yapılması veya bu siteler üzerinden para transferine aracılık edilmesi (halk arasında “bozdurma” olarak bilinen faaliyet) hapis cezasını gerektiren bir suç olarak düzenlenmiştir. Siber devriye faaliyetleri kapsamında bu tür sitelere üyeliği veya bu sitelerle bağlantılı hesap hareketleri tespit edilen kişiler, çoğu zaman doğrudan bir soruşturma dosyasının parçası olmadan önce, hesap hareketlerinin MASAK veya banka uyum birimlerince şüpheli görülmesi yoluyla bu sürece dahil olabilmektedir.
Fikri Mülkiyet İhlalleri
Fikri mülkiyet haklarının internet ortamında ihlali de, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu çerçevesinde ayrı bir suç kategorisi oluşturmaktadır; korsan dizi, film veya yazılım paylaşımı yapan sitelerin işletilmesi veya bu içeriklerin ticari amaçla çoğaltılıp dağıtılması, bu Kanun’un ilgili hükümleri uyarınca hapis cezasını gerektirebilmektedir. Ayrıca 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun, doğrudan yeni bir suç tipi tanımlamamakla birlikte, TCK’da veya özel kanunlarda tanımlanan belirli suçların internet ortamında işlenmesi hâlinde erişimin engellenmesi ve içeriğin çıkarılması gibi idari tedbirlerin uygulanmasına temel oluşturmakta; bu idari süreç, çoğu zaman aynı içerik nedeniyle yürütülen ceza soruşturmasıyla paralel ilerlemektedir.
Kişisel Veri Suçları
Bu noktada, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) ile ceza hukuku arasındaki ilişkiye de değinmek gerekir. KVKK’nın kendisi, veri sorumlularına yönelik idari para cezalarını düzenleyen bir kanundur ve doğrudan bir suç tipi öngörmemektedir; ancak KVKK’nın 17. maddesi, Kanun’a aykırılık teşkil eden fiillerin aynı zamanda TCK’nın 135 ila 140. maddelerinde düzenlenen kişisel verilere ilişkin suçları oluşturması hâlinde, bu hükümlerin uygulanacağını açıkça belirtmektedir. Bu nedenle, bir kişisel veri ihlali şikâyeti hem Kişisel Verileri Koruma Kurumu nezdinde idari bir sürece hem de Cumhuriyet başsavcılığı nezdinde TCK m.135-138 kapsamında bir ceza soruşturmasına konu olabilmekte; bu iki süreç birbirinden bağımsız olarak yürütülmekte ve farklı makamlar tarafından sonuçlandırılmaktadır.

İfadeye Çağrılma Usulü
Şüphelinin Çağrılması
Bir kişinin siber suçlar biriminden bir çağrı alması hâlinde, atılması gereken ilk adım, çağrının hangi sıfatla yapıldığının netleştirilmesidir; zira şüpheli, mağdur ve tanık sıfatlarının her biri farklı bir hukuki rejime tabidir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 145. maddesi, şüpheli veya sanığın ifade veya sorgusu için, soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcılığı, kovuşturma aşamasında ise hâkim veya mahkeme tarafından bir çağrı kâğıdı (davetiye) ile çağrılacağını düzenlemektedir. Doktrinde yerleşik olan görüşe göre, bu davetiyede yer alması gereken “çağrılma nedeni” ibaresi dar yorumlanmamalı; çağrılan kişiye, hangi somut fiil ve hangi hukuki isnat nedeniyle çağrıldığı konusunda yeterli bilgi verilmelidir. Uygulamada davetiyeler bazen yalnızca “ifadenize başvurulacaktır” şeklinde genel bir ibareyle gönderilmekte; böyle bir durumda dahi, kişinin kolluk biriminden veya davetiyeyi düzenleyen makamdan hangi dosya numarasıyla ve hangi isnatla çağrıldığını önceden öğrenmesi, hazırlıklı gitmesi bakımından önemlidir.
Tanığın Çağrılması (bilgisine başvurma)
Tanık sıfatıyla yapılan çağrılar farklı bir usule tabidir ve CMK’nın tanıklığa ilişkin genel hükümleri çerçevesinde değerlendirilir; tanığın kural olarak bilgisi dahilindeki olayı doğru şekilde anlatma yükümlülüğü bulunmakta, ancak kendisini veya yakınlarını suçlayıcı beyanda bulunmaktan çekinme hakkı da güvence altına alınmaktadır. Bir kişinin dosyada tanık olarak görünmesi, ilerleyen aşamada şüpheli sıfatına dönüşmeyeceği anlamına gelmez; ifade sırasında ortaya çıkan bilgiler, kolluk veya savcılık tarafından o kişinin de sorumluluğuna işaret ettiği değerlendirildiğinde, sıfat değişikliği her an gündeme gelebilir. Bu nedenle “sadece tanık olarak çağrıldım, ciddiye almama gerek yok” şeklindeki bir yaklaşım, özellikle P2P kripto işlemleri veya para transferi aracılığı gibi çok kişili dosyalarda risklidir.
Zorla Getirme (Çağrıya Uymama)
Çağrı kâğıdına rağmen mazeretsiz olarak gelmeyen şüpheli veya sanık hakkında, CMK m.146 uyarınca zorla getirme kararı verilebilmektedir. Bu kararın verilebilmesi için iki ayrı ihtimal öngörülmüştür: kişinin hakkında tutuklama kararı verilmesi veya yakalama emri düzenlenmesi için yeterli nedenlerin bulunması, ya da kişinin CMK m.145 uyarınca usulüne uygun şekilde çağrıldığı hâlde mazeretsiz olarak gelmemiş olmasıdır.
Zorla Getirmenin Koşulu
Yargı kararlarında istikrarlı biçimde vurgulandığı üzere, hürriyeti kısıtlama sonucu doğurabilecek bir tedbir olması nedeniyle zorla getirme kararının hâkim tarafından verilmesi gerekmekte; Cumhuriyet savcısının bu kararı resen verme yetkisi bulunmamakta, savcı yalnızca yetkili hâkimden bu yönde bir talepte bulunabilmektedir. Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, ancak yetkili merci önüne çıkarılmak amacıyla verilen bir kararın yerine getirilmesi gibi sınırlı istisnalarla kısıtlanabileceği düşünüldüğünde, zorla getirme kararının hâkim güvencesine bağlanmış olması, bu tedbirin keyfî biçimde uygulanmasının önüne geçen anayasal bir denge unsuru olarak işlev görmektedir.
Yürütülen Usul
Zorla getirme kararı üzerine kolluk tarafından getirilen şüphelinin ifadesi alınır veya sorgusu yapılır; CMK m.146’nın öngördüğü süre ve usul kısıtlamaları çerçevesinde, kişi bu işlem tamamlanmadan makul olmayan bir süre alıkonulamaz. Bu noktada belirtilmesi gereken önemli bir husus, davetiyeye icabet etmemenin başlı başına bir suç olmadığı, ancak sürecin ilerleyen aşamalarında savcılığın veya hâkimin, gelmeme davranışını kişinin delilleri karartma veya kaçma eğiliminin bir göstergesi olarak yorumlayabileceği ve bunun tutuklama talebi bakımından aleyhe bir unsur olarak değerlendirilebileceğidir.
Bu nedenle, ifadeye gidilemeyecek meşru bir mazeret bulunduğunda, bu mazeretin belgelendirilerek davetiyeyi gönderen makama zamanında bildirilmesi ve mümkünse bir müdafi aracılığıyla süreçle irtibat kurulması, ileride doğabilecek daha ağır sonuçların önlenmesi bakımından önem taşımaktadır.
Şüpheli Sıfatıyla İfade Verirken Sahip Olunan Haklar
Şüpheli sıfatıyla ifadeye giden bir kişi, CMK m.147’de düzenlenen güvencelerden yararlanır. Bu maddeye göre, ifade alınmadan önce şüpheliye yüklenen suç anlatılır; kanuni hakları hatırlatılır. Bu haklar arasında, yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmama, yani susma hakkı; müdafi seçme ve müdafi seçecek durumda olmadığı takdirde baro tarafından bir müdafi görevlendirilmesini isteme hakkı; müdafi eşliğinde ifade verme hakkı ve kendi lehine olan delillerin toplanmasını isteme hakkı yer almaktadır.
Yasak Usuller
CMK m.148, ifade almada ve sorguda yasak yöntemleri düzenlemekte olup, kişinin özgür iradesini etkileyen kötü davranma, işkence, ilaç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibi yöntemlerle elde edilen ifadenin, rıza ile verilmiş olsa dahi delil olarak değerlendirilemeyeceğini açıkça hükme bağlamaktadır.
Teknik Uzmanlık Sahibi Avukat Seçimi
Siber suç dosyalarının teknik niteliği, bu hakların özellikle susma hakkı ve müdafi seçme hakkı bakımından daha da önem kazanmasına yol açmaktadır. Bir P2P kripto işleminin, bir sosyal medya paylaşımının veya bir dosya paylaşımının teknik akışının doğru biçimde ve doğru hukuki çerçevede anlatılamaması, aslında masum bir işlemin yanlış yorumlanmasına yol açabilmekte; buna karşılık hazırlıksız verilen bir ifadede kullanılan kelimeler, ileride aleyhe delil olarak değerlendirilebilmektedir.
İfade Öncesi Görüşmenin Önemi
Bu nedenle, ifadeye gitmeden önce mümkünse bir müdafi ile görüşülmesi, davetiyede veya soruşturma dosyasında yer alan isnadın önceden öğrenilmesi ve varsa kendi lehine olan dijital kayıtların (yazışmalar, işlem geçmişleri, ödeme dekontları) düzenli biçimde derlenmesi, savunmanın sağlıklı bir zeminde kurulabilmesi açısından belirleyici olmaktadır.
CMK’nın öngördüğü zorunlu müdafilik rejimi çerçevesinde, belirli bir ceza ağırlığını aşan suçlarda müdafi bulunması kanunen arandığından, bu tür dosyalarda kişinin kendi imkânlarıyla müdafi temin edememesi hâlinde baronun görevlendireceği bir müdafiden yararlanma imkânı da her zaman mevcuttur.
Dijital Delillerin Toplanması
Siber suç soruşturmalarının failini tespit etme süreci, büyük ölçüde dijital iz sürme yöntemlerine dayanmaktadır. Soruşturma makamları, bir suça konu içeriğin veya işlemin hangi IP adresinden gerçekleştirildiğini, bu IP adresinin hangi internet servis sağlayıcısı tarafından hangi abone adına tahsis edildiğini, işlemin hangi tarih ve saatte yapıldığını ve kullanılan cihazın teknik özelliklerini tespit etmeye çalışır.
Kurumlardan Bilgi Talebi
Bu bilgiler, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 332. maddesi çerçevesinde ilgili internet servis sağlayıcılarından, mobil operatörlerden, sosyal medya platformlarından veya bankalardan resmi yazışma yoluyla talep edilmektedir. Şüphelinin kişisel bilgisayarı, telefonu veya bulut hesabı üzerinde inceleme yapılması gerektiğinde ise CMK m.134 devreye girmekte; bu madde, somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması hâlinde, hâkim kararıyla bilgisayar ve bilgisayar programları ile kütüklerinde arama yapılabilmesine, bu kayıtlardan kopya çıkarılmasına ve gerektiğinde bu araçlara elkonulmasına imkân tanımaktadır.
Bilirkişi İncelemesi
Toplanan dijital verilerin hukuki anlam kazanabilmesi için çoğu zaman bir teknik değerlendirmeye ihtiyaç duyulur. CMK’nın 63 ila 73. maddeleri arasında düzenlenen bilirkişilik kurumu, çözümü özel veya teknik bilgiyi gerektiren bu tür hususlarda devreye girmekte; adli bilişim uzmanları, ele geçirilen cihazların imaj kopyalarını inceleyerek, silinmiş verilerin kurtarılması, dosya oluşturma/değiştirme tarihlerinin (metadata) analiz edilmesi ve kullanıcı hareketlerinin zaman çizelgesinin oluşturulması gibi işlemleri gerçekleştirmektedir.
Uzman Raporu
CMK m.67/6 hükmü, şüpheli veya sanık ile müdafiine, kendi imkânlarıyla bir uzmandan bilimsel mütalaa alarak bunu dosyaya sunma imkânı tanımakta; bu imkân, iddia makamının dayandığı adli bilişim raporuna karşı savunmanın kendi teknik değerlendirmesini ortaya koyabilmesi bakımından önemli bir denge unsuru oluşturmaktadır. Uygulamada, bir cihazın veya hesabın belirli bir kişi tarafından kullanıldığının tespitinin, yalnızca o kişinin adına kayıtlı olmasından ibaret olmadığı; ortak kullanılan cihazlar, ele geçirilmiş hesaplar veya sahte kimlikle açılmış profiller söz konusu olduğunda, gerçek kullanıcının tespitinin ayrı bir teknik ve hukuki tartışma konusu olabildiği görülmektedir.
Dijital delillerin toplanma ve muhafaza edilme biçimi, delilin ileride mahkemede tartışmasız kabul edilip edilmeyeceğini doğrudan etkilemektedir. Bir cihazdan alınan imajın adli bilişim standartlarına (yazma koruması altında, hash değeri hesaplanarak) uygun şekilde alınmaması, delilin bütünlüğüne ilişkin itirazların gündeme gelmesine yol açabilmektedir.
Bu nedenle, elkonulan bir cihazın imajının alınması sürecinde müdafiin veya şüphelinin hazır bulunma talebinde bulunması, işlemin usulüne uygun yürütülüp yürütülmediğinin ilk elden gözlemlenebilmesi bakımından önemlidir. Aynı şekilde, sosyal medya platformlarından veya yurt dışında yerleşik kripto varlık hizmet sağlayıcılarından resmi kayıt talep edilmesi süreci, uluslararası adli yardımlaşma mekanizmalarının işletilmesini gerektirebildiğinden, bu tür dosyalarda soruşturmanın tamamlanma süresi, yalnızca yurt içi delillere dayanan dosyalara kıyasla uzayabilmektedir.

Gözaltı, Tutuklama ve Adli Kontrol İhtimali
Gözaltı
İfade işleminin ardından, dosyanın somut delil durumuna göre kişi özgürlüğünü sınırlayan tedbirler de gündeme gelebilmektedir. CMK m.90 ve devamı hükümleri çerçevesinde yakalanan bir kişi, en yakın Cumhuriyet başsavcılığına gönderilmesi için zorunlu süre hariç olmak üzere, kural olarak yakalama anından itibaren yirmi dört saati geçmeyecek şekilde gözaltına alınabilmektedir; toplu olarak işlendiği değerlendirilen suçlarda bu süre kanunda öngörülen sınırlar içinde uzatılabilmektedir. Gözaltı sonrasında kişi, kanunda öngörülen süre içinde Cumhuriyet savcısı önüne çıkarılır ve savcı, serbest bırakma, adli kontrol uygulanmasını talep etme veya tutuklama talebiyle sulh ceza hâkimliğine sevk etme seçeneklerinden birini değerlendirir.
Tutuklama
CMK m.100 uyarınca tutuklama kararı verilebilmesi için, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin yanı sıra, şüphelinin kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların varlığı ya da delilleri karartma tehlikesi gibi bir tutuklama nedeninin de bulunması gerekmektedir.
Uygulamada tutuklama yerine daha sık başvurulan tedbir, CMK m.109’da düzenlenen adli kontroldür; bu tedbir kapsamında yurt dışına çıkamama yasağı, belirlenen yer veya bölgeyi terk etmeme, düzenli olarak belirlenen makama başvurma gibi seçenekler uygulanabilmektedir. Siber suç dosyalarında, özellikle işlem hacmi yüksek veya birden fazla mağdurun şikâyetinin biriktiği dosyalarda, yurt dışı çıkış yasağı talebiyle karşılaşılması sık görülen bir durumdur; bu tedbir sulh ceza hâkimliği tarafından karara bağlanır ve CMK’nın öngördüğü itiraz yoluna tabidir.
Koruma ve Güvenlik Tedbirleri
Malvarlığına yönelik koruma tedbirleri de siber suç dosyalarında sıkça gündeme gelmektedir. Suça konu edildiği düşünülen banka hesapları, kripto varlık cüzdanları veya diğer mal varlığı değerleri, CMK m.128 çerçevesinde -somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebebinin bulunması ve hâkim kararının alınması kaydıyla- elkoymaya konu edilebilmektedir.
Mali Tedbirler
Bilişim yoluyla işlenen belirli katalog suçlar bakımından ise, 7571 sayılı Kanun’la CMK’ya eklenen 128/A maddesi uyarınca, işlemin gerçekleştirildiği banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı, makul şüphe hâlinde ilgili hesabı kendi kararıyla kırk sekiz saate kadar askıya alabilmekte ve durumu derhal Cumhuriyet savcılığına bildirmektedir; bu süre içinde hâkim kararıyla veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde savcının yazılı emriyle elkoyma tedbirine dönüştürülebilmektedir. Bu mekanizmanın P2P kripto varlık işlemleri özelinde nasıl işlediği ve itiraz yolları, sitemizde bu konuya ayrılmış yazılarımızda ayrıntılı biçimde ele alınmıştır.
Soruşturmanın Sonucu
İfade işleminin ve varsa dijital delil incelemesinin tamamlanmasının ardından, Cumhuriyet savcısı topladığı delilleri değerlendirerek iki karardan birine ulaşır. CMK m.172 uyarınca, toplanan deliller kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturmuyorsa veya kovuşturma olanağı bulunmuyorsa, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar (KYOK) verilir; bu karara karşı, mağdur veya şikâyetçi sıfatını taşıyan kişiler, kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde CMK m.173 uyarınca sulh ceza hâkimliğine itiraz edebilir.
Buna karşılık toplanan deliller suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa, CMK m.170 çerçevesinde bir iddianame düzenlenir ve dosya görevli mahkemeye gönderilir; isnat edilen suçun niteliğine göre görevli mahkeme asliye ceza mahkemesi veya -nitelikli dolandırıcılık ile aklama gibi ağır suçlarda olduğu üzere- ağır ceza mahkemesi olabilmektedir. Bir kişinin siber suçlar biriminden ifadeye çağrılmış olması, tek başına bir mahkumiyetle sonuçlanacağı anlamına gelmemekte; sürecin nihai sonucu, toplanan somut delillere ve bu delillerin ortaya koyduğu kastın varlığına bağlı olarak belirlenmektedir.
Alanında Uzman Bir Ceza Avukatı ile Sürecin Yürütülmesinin Önemi
Yukarıda ele alınan suç tiplerinin çeşitliliği ve her birinin kendine özgü unsur, ispat ve usul kurallarına tabi olması, siber suç dosyalarını klasik ceza dosyalarından ayıran temel özelliktir. Aynı çağrı kağıdının arkasında TCK’nın dört bilişim suçu maddesinden biri, malvarlığına karşı bir suç, kişilik haklarına karşı bir suç veya özel bir kanun kapsamındaki bir düzenleme bulunabilmekte; bu isnatların her biri farklı bir savunma stratejisi, farklı bir delil değerlendirmesi ve farklı bir usul rejimi gerektirmektedir. Bir dosyada aynı anda hem dijital delillerin teknik olarak doğru yorumlanması hem de bu delillerin hangi TCK maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinin hukuken isabetli biçimde tespit edilmesi gerekmekte; bu iki unsurdan yalnızca birine hâkim olmak, savunmanın eksik kalmasına yol açabilmektedir.
Avukatın İddia Makamının Tezlerini Sorgulama Fonksiyonu
Bu teknik-hukuki iç içeliğin somut bir örneği, bir cüzdan adresinin veya bir IP kaydının kime ait olduğu tartışmasında görülmektedir. İddia makamının sunduğu bir zincir analizi raporunun veya bir operatör kaydının hangi metodolojiyle hazırlandığı, hangi varsayımlara dayandığı ve bu varsayımların somut olayda ne ölçüde doğrulanabilir olduğu, yalnızca hukuki bilgiyle değil, aynı zamanda ilgili teknolojinin işleyişine dair asgari bir teknik kavrayışla değerlendirilebilecek bir husustur. Aynı şekilde, bir suçun TCK m.158/1-f kapsamında nitelikli dolandırıcılık mı, yoksa TCK m.244 kapsamında bir bilişim suçu mu oluşturduğu, çoğu zaman failin bilişim sistemini nasıl ve hangi aşamada kullandığına bağlı ince bir hukuki ayrıma dayanmakta; bu ayrımın yanlış yapılması, hem savunmanın hem de iddianın yanlış bir zeminde ilerlemesine yol açabilmektedir.
Multidisipliner Yaklaşım
Bu nedenle, bir siber suç isnadıyla karşılaşan kişinin, hem ceza muhakemesi hukukuna hem de bilişim sistemlerinin teknik işleyişine aşina bir müdafi ile süreci yürütmesi, ifade aşamasından itibaren büyük önem taşımaktadır. İfade sırasında kullanılan her ifadenin, sunulan veya sunulmayan her delilin, dosyanın ilerleyen aşamalarındaki hukuki nitelendirmeyi doğrudan etkileme potansiyeli bulunmaktadır; bu nedenle sürecin en başından itibaren, isnat edilen suçun unsurlarına, ilgili mevzuat hükümlerine ve somut olayın kendine özgü teknik detaylarına hâkim bir şekilde hareket edilmesi, hem gereksiz bir mağduriyetin önlenmesi hem de gerçekten bir sorumluluk bulunuyorsa bunun kanunun öngördüğü en isabetli çerçevede değerlendirilmesi bakımından belirleyici olmaktadır.
Sonuç
Siber Suçlarla Mücadele biriminden gelen bir ifade çağrısı, tek bir suç tipine değil, TCK’nın Onuncu Bölümünde düzenlenen dört doğrudan bilişim suçundan malvarlığına karşı suçlara, kişilik haklarına karşı suçlardan özel kanunlarda düzenlenen yasadışı bahis ve telif ihlallerine kadar uzanan geniş bir yelpazeye dayanabilmektedir. Bu geniş kapsam, çağrının hangi somut isnada dayandığının ilk elden ve doğru biçimde tespit edilmesini, sürecin sağlıklı yürütülmesinin ön koşulu hâline getirmektedir. CMK m.145 ve m.146 çerçevesinde işleyen çağrı ve zorla getirme usulü, CMK m.147 ve m.148’de güvence altına alınan susma ve müdafi hakları ile dijital delillerin toplanma ve değerlendirilme biçimi, her dosyada aynı sonucu doğurmayan, somut olayın koşullarına göre şekillenen hukuki mekanizmalardır. Bu nedenle, bu makalede yer verilen bilgiler genel bir çerçeve sunmakta olup, alınan bir çağrı kağıdının veya yürütülen bir soruşturmanın somut koşulları bakımından bireysel hukuki değerlendirme yapılması gerekmektedir.


