P2P Kripto Trade Sebebiyle Açılan Davalar
P2P (peer‑to‑peer) kripto ticareti, itibari parayı blokzincir transferiyle buluşturan hibrit bir modeldir. Düşük maliyet ve hız vaat eder; ancak işlemin bir bacağını banka havalesinin oluşturması, bireysel satıcının IBAN’ını dolandırıcılık ve kara para aklama şemalarının doğrudan hedefi hâline getirebilmektedir. Soruşturma başladığında “Ben sadece gelen paraya karşılık kripto gönderdim” savunması, tek başına ceza muhakemesinde yeterli görülmez. Esas belirleyici olan, işlem anındaki öngörülebilirlik ve özen yükümlülüğüdür.
Bu makalede, P2P kripto trade sebebiyle açılan ceza davalarının hukuki zemini, suç tipleri, soruşturma süreçleri ve savunma stratejileri ele alınmaktadır. Değerlendirmeler, Av. Bengi Memiş’in kripto varlıklar, bilişim hukuku, adli bilişim ve mali sistemler alanındaki uzmanlığı çerçevesinde sunulmaktadır.
Av. Bengi Memiş, Ankara Barosu’na kayıtlı olarak avukatlık faaliyetini sürdürmektedir. Türkiye Barolar Birliği sicil numarası 130227’dir. 2014 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olmuş, avukatlık stajını tamamlamasının ardından mesleki çalışmalarına başlamıştır. 2020 yılında Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesinde “Vergi Hukuku ve Uygulamaları” alanında yüksek lisans eğitimini tamamlamıştır. Ayrıca 2023 yılında İstanbul Üniversitesi tarafından yürütülen programı tamamlayarak Adli Bilişim Uzmanlığı eğitimini de tamamlamıştır. Çalışma ve ilgi alanları arasında vergi suç ve kabahatleri, bilişim hukuku, idari yargılama hukuku, girişim hukuku, mali denetim, dijital mali sistemler, şirketler hukuku ve rekabet hukuku bulunmaktadır. Bu alanlarda çeşitli dergilerde makaleleri yayımlanmış; akademik ve mesleki etkinliklerde konuşmacı veya katılımcı olarak yer almıştır. Özellikle sahte belge kullanımının vergisel sonuçları, blokzincir teknolojileri ve dijital mali sistemler, kripto varlıkların vergilendirilmesi ile bilişim yoluyla işlenen dolandırıcılık suçları üzerine çalışmalar yürütmüştür. Ayrıca TÜRMOB’dan konkordato komiserliği eğitimini de almıştır. Bu birikim, aşağıdaki analizin teknik ve hukuki derinliğinin temelini oluşturur.
1. P2P Kripto Trade’in Hukuki Niteliği
Kripto varlıkların Türk hukukundaki statüsü henüz tam anlamıyla tanımlanmış değildir. MASAK Genel Tebliği (Sıra No: 19) ile kripto varlık hizmet sağlayıcıların yükümlülükleri belirlenmiş olsa da, kripto varlıklar “gayri maddi varlık” olarak kabul edilmekte, Türk Lirası veya yabancı para gibi resmî para statüsünde sayılmamaktadır. P2P işlemi, teknik olarak bir mal değişim sözleşmesi veya alım-satım sözleşmesi niteliğindedir. Alım satım eylemi tek başına suç oluşturmaz; ne genel ceza kurallarında ne de Sermaye Piyasası Kanunu’nda kripto varlıkların eşler arası satışı veya alışı özel olarak yasaklanmıştır. Ancak, işlemin suç gelirleriyle bağlantılı olması durumunda ceza soruşturması kaçınılmazdır.
Av. Bengi Memiş olarak görüşümüzce, P2P trade meşru bir ekonomik faaliyettir. Fakat meşruiyet, sorumsuzluk anlamına gelmez. Satıcının işlem anındaki öngörülebilirlik ve özen yükümlülüğü, ceza sorumluluğunun sınırını çizer. “Ben sadece gelen paraya karşılık kripto gönderdim” savunması, dosyada somut özen delilleriyle desteklenmediği sürece soyut bir beyan olarak kalır.
2. Hangi Suçlamalarla Yüzleşirsiniz?
P2P kaynaklı ceza dosyalarında üç temel suç tipi öne çıkar. Her birinin unsurları farklıdır; savunma stratejisi de bu unsurların dosyada ne kadar sağlam temellendirildiğine göre şekillenir.
a) Nitelikli Dolandırıcılık (TCK m. 158)
Çoğunlukla “üçgen” (triangular) yöntemle gündeme gelir. Asıl dolandırıcı, mağduru ikna ederek parayı doğrudan P2P satıcısının hesabına yatırtır; satıcı da karşılığında kriptoyu dolandırıcının cüzdanına gönderir. Mağdur, banka kaydında satıcıyı muhatap aldığı için şikâyet satıcıya yönelir. Bu suçtan sorumluluk için en azından olası kast (TCK m. 21/2) aranır; yani satıcının, işlemin bir dolandırıcılık faaliyetine hizmet edebileceğini öngörüp bilinçli bir kayıtsızlık göstermesi gerekir. Piyasa fiyatına yakın işlem yapılması, KYC talep edilmesi, aşırı iskonto tekliflerinin reddedilmesi gibi olgular, kastın yokluğu lehine güçlü emarelerdir.
b) Kara Para Aklama (TCK m. 282)
Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin meşruymuş gibi gösterilmesini cezalandırır. P2P kanalı, özellikle “kirli” kripto varlıkların nakde çevrilmesi (off‑ramp) için elverişli bir araçtır. Ancak suçun oluşabilmesi için failin varlığın suç geliri olduğunu bilmesi veya bu ihtimali öngörerek hareket etmesi zorunludur. Zincir analizi raporlarında “yüksek riskli” etiketi bulunması, tek başına aklama kastını ispatlamaz; somut bilgi veya bilinçli göz yumma (willful blindness) hâlinin yazışma, talimat veya işlem örüntüsüyle ortaya konması gerekir. Önceki suçun (predicate offence) sabit olması, P2P işlemini gerçekleştiren kişiyi otomatik olarak aklayıcı konumuna getirmez.
c) Terörizmin Finansmanı (TF)
Düşük tutarlı, tekrarlayan ve sınır ötesi anonim cüzdanlara yapılan aktarım örüntülerinde aranır. Bu isnat, diğerlerine göre çok daha ağır tedbirleri (uzun süreli bloke, özel yetkili mercilerin devreye girmesi) beraberinde getirir. Ancak ispat standardı da aynı oranda yüksektir; sırf anonim cüzdan kullanımı veya VPN tercihi yeterli değildir. Somut bir örgütsel bağ, yaptırım listeleriyle eşleşme veya belirli bir bağış kampanyası örüntüsü gibi ek olguların dosyada mevcut olması beklenir.
Av. Bengi Memiş olarak görüşümüzce, savcılık soruşturmalarında “coin satışı = suç” gibi bir varsayımla hareket edilmesi, ceza hukukunun temel ilkeleri olan suçun kanuniliği ve kast ilkesiyle bağdaşmaz. Her somut olayda satıcının bilgi ve iradesi ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Aksi yaklaşım, masum tedarikçiyi ceza makinesinin içine çeker ve adil yargılanma hakkını ihlal eder.
3. Soruşturma ve Mali Tedbirler
Soruşturma sürecinde karşılaşılacak ilk hukuki gerçeklik, banka hesapları ve kripto varlıklar üzerindeki mali tedbirlerdir. Banka uyum birimleri, MASAK mevzuatı ve iç politikalar uyarınca, CMK m. 128/A’ya dayanarak şüpheli kripto bağlantılı transferlerde hesabı kendi inisiyatifleriyle en fazla 48 saat süreyle askıya alabilir ve durumu gecikmeksizin Cumhuriyet savcılığına bildirir. Bu süre içinde savcılık onay vermezse bloke kendiliğinden kalkar. Bunun ötesinde, CMK m. 128 uyarınca hâkim kararıyla; gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde ise Cumhuriyet savcısının kararıyla elkoyma tedbiri uygulanabilir. Savcı kararına dayalı elkoymada, hâkim onayı için öngörülen sürelere uyulmazsa tedbir kendiliğinden ortadan kalkar. Nihai olarak, TCK m. 54 ve 55 uyarınca eşya veya kazanç müsaderesi gündeme gelebilir. Müsadere, mahkûmiyet hükmü bulunmasa dahi uygulanabilen bir güvenlik tedbiridir; ancak iyiniyetli üçüncü kişilerin mülkiyet hakları korunur ve mağdur zararının giderilmesi öncelikli olarak gözetilir.
Av. Bengi Memiş olarak görüşümüzce, tedbire itiraz ederken hukuki dayanağın (banka iç işlemi, savcılık yazısı veya mahkeme kararı) mutlaka ayırt edilmesi gerekir. Yanlış merciye başvuru hak kaybına neden olur. Ayrıca, tedbirlerin ölçülülük ilkesine uygun olması şarttır; aksi hâlde mülkiyet hakkı ihlali doğar ve bu durum Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru konusu yapılabilir.
4. Savunmada Hukuki Dayanaklar
Bir soruşturmayla karşılaşıldığında savunmanın iki temel ayağı vardır ve bunların her ikisi de dosyaya erken ve sistematik biçimde yansıtılmalıdır.
İlk ayak: Suç kastının (mens rea) yokluğu.
Ceza hukukunda dolandırıcılık ve aklama, taksirle işlenebilen suçlar arasında yer almaz. Bu nedenle savunma, failin doğrudan veya olası kastla hareket ettiğine dair iddianın çürütülmesi üzerine inşa edilir. Olası kast, failin somut tehlikeyi öngörüp göze alması anlamına gelir; oysa P2P’de standart piyasa koşullarında sektöre dair genel risk farkındalığı tek başına bu kastı kurmaz. Savunma dilekçesinde, işlemin piyasa fiyatına yakın olduğu, karşı taraftan kimlik ve teyit belgeleri istendiği, şüpheli görülen açıklama veya aşırı iskonto tekliflerinin reddedildiği somut delillerle gösterilmelidir.
İkinci ayak: Delil bütünlüğü ve uyum belgelerinin sunulması.
Platformdan alınan resmî işlem dökümü, sohbet logları, karşı tarafa ait KYC onay ekranları ve emanet (escrow) serbest bırakma kayıtları, savunmanın en değerli malzemeleridir. Bu kayıtlar, satıcının ticari teamüle uygun hareket ettiğini ve işlemin doğal akışı içinde kaldığını kanıtlar. Ekran görüntülerinden ziyade orijinal veri ihracı (API log, e‑posta teyitleri) tercih edilmeli; delil zincirinin (chain of custody) korunduğu mutlaka belgelenmelidir. Zincir analizi raporları, adreslerin risk skorunu gösteren uzman görüşü niteliğindedir ve kesin delil olarak kabul edilemez. Bu raporlarda kullanılan metodolojinin (yazılım sürümü, veri kesim tarihi, kümeleme eşikleri) şeffaf olması talep edilmeli; aksi hâlde raporun delil değerine itiraz edilmelidir. CMK uyarınca ispat yükünün iddia makamında olduğu ve şüphenin sanık lehine yorumlanacağı ilkesi, savunmanın anayasal dayanağını oluşturur.
Av. Bengi Memiş olarak tecrübelerimizden gördüklerimizce ve görüşümüzce, savunma erken ve tutarlı biçimde dosyaya yansıtılmalıdır.
5. Uygulamadaki Sorunlar ve Yargı Pratiği
Türkiye’de özellikle bilişim dolandırıcılığı (TCK m. 158/1-f) dramatik bir artış göstermektedir. Failler, elde ettikleri suç gelirlerini kripto piyasaya aktararak izlerini kaybettirmeye çalışmaktadır. Bu noktada P2P satıcıları, dolandırıcılık gelirlerini “nakit karşılığı coin sağlayan” aktörler olarak soruşturmalara dahil edilmektedir. Uygulamada, suç gelirinin P2P aracılığıyla coin’e çevrilmesi hâlinde coin satıcısı otomatik olarak aynı dosyada şüpheli yapılmaktadır. Bu yaklaşım; suçun maddi unsurlarını göz ardı etmekte, masum tedarikçiyi dolandırıcılıkla bağlantılı göstermekte, hesapların bloke edilmesine ve ciddi mağduriyetlere yol açmaktadır. Bu durum, “döviz bürosunda döviz satan kişinin, müşterisinin kara para aklayıp aklamadığını bilmemesi” ile aynı niteliktedir.
Delil sorunu da belirgindir. Zincir analizi firmalarının raporlarına aşırı güvenmek risklidir; adres‑kişi eşleştirmesi sorgulanabilir. Kripto varlıkların hukuki statüsünün belirsizliği (para mı, mal mı yoksa finansal enstrüman mı olduğu) mahkemeleri zorlamaktadır. Bazı coin türlerinin “stabil coin (USDT)” gibi para benzeri nitelikleri olması hâlinde bile, yargıdaki değerlendirme değişebilmektedir.
Av. Bengi Memiş olarak görüşümüzce, her satıcının aynı kastla hareket ettiğini varsaymak hatalıdır. Masum satıcı ile düzenli tedarikçi arasında ayrım yapılmadan “hepsi şüpheli” yaklaşımı adil yargılanma hakkını ihlal eder. Ayrıca, uzun süre devam eden hesap blokeleri ekonomik özgürlük ve mülkiyet hakkı gibi temel hak ihlallerine dönüşebilir. Mevzuatın güncellenmesi ve yargının bilinçlendirilmesi şarttır.
6. Stratejik Savunma ve Pratik Öneriler
Soruşturma öncesinde alınacak önlemler, sürecin seyrini doğrudan etkiler. Her işlem sonrasında platform verilerinin dışa aktarılması ve yedeklenmesi, olası bir hesap kapatması veya platform iflası durumunda delillerin yok olmasını engeller. Hesap blokesi veya elkoyma tebliği alındığında ise gecikmeksizin bir ceza avukatıyla temasa geçilmeli ve itiraz dilekçesinde işlemin ticari niteliği, karşı tarafa ilişkin bilgiler ve şüpheli tekliflerin reddedildiğine dair deliller somut biçimde sıralanmalıdır.
İfade aşamasında, teknik bilgisizlik yerine alınan özen tedbirlerini anlatan bir dil kullanmak önemlidir. Suçun niteliğine göre uzlaşma imkânı sınırlı olsa da, etkin pişmanlık, iyi hâl ve zararın gönüllü olarak giderilmesi gibi indirim kalemleri, müsadere ve adli para cezasının belirlenmesinde dikkate alınabilir. Ancak bu adımlar atılırken, “gönüllü iade”nin suç itirafı olarak yorumlanmaması için işlemler mutlaka CMK güvenceleri çerçevesinde ve avukat denetiminde gerçekleştirilmelidir.
Zincir analizi raporlarına itiraz edilmeli, metodoloji sorgulanmalıdır. Savunma, failin coin satıcısı olarak işlemlerinde kaynak, irade ve bilinci konusunda somut bilgi talep etmelidir. Ayrıca, tedarikçi ile alıcı arasında dolandırıcılık bağlantısı olmadığına dair somut veri sunulmalıdır.
Yine görüşümüzce, P2P satıcıları için en kritik önlemler şunlardır: her işlemde KYC yapmak, piyasa fiyatının çok altında veya üstünde işlemlerden kaçınmak, şüpheli ödeme yöntemlerini reddetmek, tüm yazışmaları saklamak ve işlem geçmişini düzenli olarak dışa aktarmak. Bu adımlar, olası bir soruşturmada masumiyetin ispatında belirleyici olacaktır.
7. Kısacası
Özetle, ceza hukuku bakımından P2P coin trade faaliyeti tek başına suç oluşturmaz. Ancak suç gelirlerinin kripto dönüşümü bağlamında kullanılan bir araç hâline gelmişse, tedarikçi rolündeki kişilerin soruşturmalara dahil edilmesi mümkündür. Bu tespiti yaparken kast, bilgi, delil ve soruşturmanın bütünlüğü gibi kriterler gözetilmelidir. Mahkemeler, teknik bilgisizliği değil, somut olaydaki öngörülebilirlik ve özen yükümlülüğünü esas alır. İyi niyet, yazışmalar, KYC uyumu ve platform kayıtlarıyla belgelenmelidir. İspat yükü savcılıktadır; savunmanın delil yokluğu veya eksik unsur üzerinden kurgulanması, şüpheden sanık yararlanır ilkesinin etkin biçimde işlemesini sağlar.
Kripto ekosisteminde hukuki belirsizlikler devam ettikçe, masum kullanıcıların kriminalize edilmesi tehlikesi sürecektir. Bu nedenle, kripto varlık ticaretine ilişkin özel bir düzenleme getirilmesi, P2P faaliyetlerini net çizgilere oturtacak, masum satıcıların ceza makinesinin içine çekilmesini önleyecektir. Yargıtay’ın, P2P coin satıcılarını otomatik olarak suç gelirleri dosyalarına dahil eden uygulamaları denetlemesi gereklidir.
Av. Bengi Memiş olarak görüşümüzce, bu alandaki hukuki belirsizlik ancak mevzuat güncellemesi ve yargı içtihatlarının gelişmesiyle aşılabilir.
Gizlilik
Avukatlık mesleğinin en önemli etik ilkelerinden biri gizlilik olup, hukuk büromuz; 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ile belirlenen gizlilik ve sır saklama ilkesini büyük bir özen ve hassasiyet göstererek uygulamaktadır. Müvekkillere ait bilgi, belge ve veriler sır tutma yükümlülüğü ve veri sorumluluğu kapsamında gizli tutulmakta, üçüncü kişilerle ve kurumlarla hiçbir durumda paylaşılmamaktadır.



