P2P Kripto Sebebiyle Ceza Davası Açılması
P2P (peer‑to‑peer) kripto ticareti, itibari parayı blokzincir transferiyle buluşturan hibrit bir modeldir. Bu model, merkezi borsalara göre daha düşük maliyet ve hız vaat etse de, işlemin bir bacağını banka havalesinin oluşturması, bireysel satıcının IBAN’ını dolandırıcılık ve kara para aklama şemalarının doğrudan hedefi hâline getirebilmektedir. Soruşturma başladığında “Ben sadece gelen paraya karşılık kripto gönderdim” savunması, tek başına ceza muhakemesinde yeterli görülmez; esas belirleyici olan, işlem anındaki öngörülebilirlik ve özen yükümlülüğüdür.
Hangi Suçlamalarla Yüzleşirsiniz?
P2P kaynaklı dosyalarda üç temel suç tipi öne çıkar. Her birinin unsurları farklı olduğu gibi, savunma stratejisi de bu unsurların dosyada ne kadar sağlam temellendirildiğine göre şekillenir.
Nitelikli Dolandırıcılık (TCK m. 158) çoğunlukla “üçgen” (triangular) yöntemle gündeme gelir. Bu şemada asıl dolandırıcı, mağduru ikna ederek parayı doğrudan P2P satıcısının hesabına yatırtır; satıcı da karşılığında kriptoyu dolandırıcının cüzdanına gönderir. Mağdur banka kaydında satıcıyı muhatap aldığı için şikâyet satıcıya yönelir. Burada belirleyici olan, satıcının bu zincirden haberdar olup olmadığıdır.
TCK anlamında iştirak için en azından olası kast (TCK m. 21/2) aranır; yani satıcının, işlemin bir dolandırıcılık faaliyetine hizmet edebileceğini öngörüp buna bilinçli bir kayıtsızlık göstermesi gerekir. Buna karşılık, piyasa fiyatına yakın işlem yapılması, kimlik doğrulama (KYC) talep edilmesi veya aşırı iskonto tekliflerinin reddedilmesi gibi olgular, kastın yokluğu lehine güçlü emarelerdir.
Kara Para Aklama (TCK m. 282) isnadında ise suç, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin meşruymuş gibi gösterilmesini cezalandırır. P2P kanalı, özellikle “kirli” kripto varlıkların nakde çevrilmesi (off‑ramp) için elverişli bir araç olarak değerlendirilir. Ancak bu suçun oluşabilmesi için, failin varlığın suç geliri olduğunu bilmesi veya bu ihtimali öngörerek hareket etmesi zorunludur.
Zincir analizi raporlarında “yüksek riskli” etiketi bulunması, tek başına aklama kastını ispatlamaz; somut bilgi veya bilinçli göz yumma (willful blindness) hâlinin yazışma, talimat veya işlem örüntüsüyle ortaya konması gerekir. Ayrıca, aklama suçu bakımından önceki suçun (predicate offence) varlığı ile aklama kastı birbirinden bağımsız olgulardır; önceki suçun sabit olması, P2P işlemini gerçekleştiren kişiyi otomatik olarak aklayıcı konumuna getirmez.
Terörizmin Finansmanı (TF) riski ise daha çok düşük tutarlı, tekrarlayan ve sınır ötesi anonim cüzdanlara yapılan aktarım örüntülerinde aranır. Bu isnat, diğerlerine göre çok daha ağır tedbirleri (uzun süreli bloke, özel yetkili mercilerin devreye girmesi) beraberinde getirir. Ancak ispat standardı da aynı oranda yüksektir; sırf anonim cüzdan kullanımı veya VPN tercihi, terörizmin finansmanı için yeterli değildir. Somut bir örgütsel bağ, yaptırım listeleriyle eşleşme veya belirli bir bağış kampanyası örüntüsü gibi ek olguların dosyada mevcut olması beklenir.
Soruşturma ve Mali Tedbirler
Soruşturma sürecinde karşılaşılacak ilk hukuki gerçeklik, banka hesapları ve kripto varlıklar üzerindeki mali tedbirlerdir. Bu tedbirler, suç geliri olduğu değerlendirilen varlıkların el değiştirmesini önlemeyi ve ileride verilebilecek bir müsadere kararını güvence altına almayı amaçlar. İlk aşamada banka uyum birimleri, MASAK mevzuatı ve iç politikalar uyarınca, CMK’nın 128/A maddesine dayanarak şüpheli kripto bağlantılı transferlerde hesabı kendi insiyatifleriyle en fazla 48 saat süreyle askıya alabilir ve durumu gecikmeksizin Cumhuriyet savcılığına bildirmekle yükümlüdür. Bu süre içinde savcılık onay vermezse bloke kendiliğinden kalkar.
Bunun ötesinde, soruşturma veya kovuşturma konusu suçtan elde edildiği değerlendirilen malvarlığı değerleri hakkında, CMK m. 128 uyarınca hâkim kararıyla; gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde ise Cumhuriyet savcısının kararıyla elkoyma tedbiri uygulanabilir. Savcı kararına dayalı elkoymada, hâkim onayı için kanunda öngörülen sürelere mutlaka uyulmalıdır; aksi hâlde tedbir kendiliğinden ortadan kalkar.
Nihai olarak, yargılama sonunda TCK m. 54 ve 55 uyarınca eşya veya kazanç müsaderesi gündeme gelebilir. Müsadere, mahkûmiyet hükmü bulunmasa dahi uygulanabilen bir güvenlik tedbiridir; ancak iyiniyetli üçüncü kişilerin mülkiyet hakları korunur ve mağdur zararının giderilmesi öncelikli olarak gözetilir. Tedbire itiraz ederken, tedbirin hukuki dayanağını (banka iç işlemi, savcılık yazısı veya mahkeme kararı) mutlaka ayırt etmek gerekir; yanlış merciye başvuru hak kaybına neden olur.
Savunmada Hukuki Dayanaklar
Bir soruşturmayla karşılaşıldığında savunmanın iki temel ayağı vardır ve bunların her ikisi de dosyaya erken ve sistematik biçimde yansıtılmalıdır.
İlk ve en kritik ayak, suç kastının (mens rea) yokluğudur. Ceza hukukunda dolandırıcılık ve aklama, taksirle işlenebilen suçlar arasında yer almaz. Bu nedenle savunma, failin doğrudan veya olası kastla hareket ettiğine dair iddianın çürütülmesi üzerine inşa edilir. Olası kast, failin somut tehlikeyi öngörüp göze alması anlamına gelir; oysa P2P’de karşılaşılan standart piyasa koşullarında, sektöre dair genel risk farkındalığı tek başına bu kastı kurmaz.
Savunma dilekçesinde, işlemin piyasa fiyatına yakın olduğu, karşı taraftan kimlik ve teyit belgeleri istendiği, şüpheli görülen açıklama veya aşırı iskonto tekliflerinin reddedildiği somut delillerle gösterilmelidir. Ayrıca, karşı tarafın fon kaynağını gizleme çabası içinde olduğuna dair herhangi bir yazışma veya talimat bulunmadığı sürece, genel bir “herkes yapıyor” bilinci, olası kastı ispatlamaya yetmez.
İkinci ayak ise delil bütünlüğü ve uyum belgelerinin sunulmasıdır. Platformdan alınan resmî işlem dökümü, sohbet logları, karşı tarafa ait KYC onay ekranları ve emanet (escrow) serbest bırakma kayıtları, savunmanın en değerli malzemeleridir. Bu kayıtlar, satıcının ticari teamüle uygun hareket ettiğini ve işlemin doğal akışı içinde kaldığını kanıtlar. Ekran görüntülerinden ziyade orijinal veri ihracı (API log, e‑posta teyitleri) tercih edilmeli; delil zincirinin (chain of custody) korunduğu mutlaka belgelenmelidir.
Unutulmamalıdır ki, dosyaya sunulan zincir analizi raporları, adreslerin risk skorunu gösteren uzman görüşü niteliğindedir ve kesin delil olarak kabul edilemez. Bu raporlarda kullanılan metodolojinin (yazılım sürümü, veri kesim tarihi, kümeleme eşikleri) şeffaf olması talep edilmeli; aksi hâlde raporun delil değerine itiraz edilmelidir. CMK uyarınca ispat yükünün iddia makamında olduğu ve şüphenin sanık lehine yorumlanacağı ilkesi, bu noktada savunmanın anayasal dayanağını oluşturur.
Pratik Tavsiyeler ve Süreç Yönetimi
Soruşturma öncesinde alınacak önlemler, sürecin seyrini doğrudan etkiler. Her işlem sonrasında platform verilerinin dışa aktarılması ve yedeklenmesi, olası bir hesap kapatması veya platform iflası (Paxful örneğinde görüldüğü gibi) durumunda delillerin yok olmasını engeller. Hesap blokesi veya elkoyma tebliği alındığında ise gecikmeksizin bir ceza avukatıyla temasa geçilmeli ve itiraz dilekçesinde işlemin ticari niteliği, karşı tarafa ilişkin bilgiler ve şüpheli tekliflerin reddedildiğine dair deliller somut biçimde sıralanmalıdır.
İfade aşamasında, teknik bilgisizlik yerine alınan özen tedbirlerini anlatan bir dil kullanmak, dosyanın “mağdur/tanık” ile “şüpheli” arasındaki sınırda konumlanmasına yardımcı olabilir. Suçun niteliğine göre uzlaşma imkânı sınırlı olsa da, etkin pişmanlık, iyi hâl ve zararın gönüllü olarak giderilmesi gibi indirim kalemleri, müsadere ve adli para cezasının belirlenmesinde dikkate alınabilir. Ancak bu adımlar atılırken, “gönüllü iade”nin suç itirafı olarak yorumlanmaması için işlemler mutlaka CMK güvenceleri çerçevesinde ve avukat denetiminde gerçekleştirilmelidir.
Ezcümle;
P2P kripto ticareti meşru bir ekonomik faaliyettir; ancak itibari ödeme ayağının banka sistemi üzerinden yürümesi, satıcıyı suç gelirinin hedefindeki son halka konumuna getirebilmektedir. Mahkemeler, teknik bilgisizliği değil, somut olaydaki öngörülebilirlik ve özen yükümlülüğünü esas alır. İyi niyet, yazışmalar, KYC uyumu ve platform kayıtlarıyla belgelenmek zorundadır.
Unutulmamalıdır ki ispat yükü savcılıktadır, ancak savunmanın da delil yokluğu veya eksik unsur üzerinden kurgulanması, şüpheden sanık yararlanır ilkesinin etkin biçimde işlemesini sağlar. Bu denge gözetildiğinde, ceza hukuku müdahalesi ancak kastı ispatlanan fiillerle sınırlı kalır ve meşru ticaretin caydırılması önlenmiş olur.





